GÖZLERİM…

 

Gözlerinden çıkar, o ayağı kırık ceylan süzüşleri 
bir şeyler söyle dudağının rengi çatlamasın 
ellerin titremesin o tetik 
gülüşün dağılmasın 
öyle bir vur ki seni sana adımların kanamasın… 

Yalnız kalmanın 
güzelliğini bir forsadan dinlersin bazen 
dağların nabzını patika ve kır 
çiçeklerinden 
ezan seslerinde unutulmuş bir sessizlik gibi kalırsın 
gün ışığından önce diline tenine kırpışan serpilen… 

Cudi dağındaki fakir tanrılardan çalıp zenginliğini 
sabır ve kahır eritirsin yamalı ceplerinde 
sen mi sızlayan bir tebessüm olursun fotoğraflarda 
İstanbul mu yoksulluğunun ressamı olur bilinmez 
ışıklar ve gemiler bir bir demir atarken 
gözlerine 
kim puşt kim pezevenk bu caddelerde öyle kolay seçilmez… 

Ağlama 
gece gözlerini açar incitir seni kırılırsın 
ağlama 
hüzünlü şarkılar sesine işler parçalanırsın 
bir 
şiirin olmaz belki ellerine yazılmış bir şarkı 
bırakıp gitsen de şimdi sen faili meçhul bir 
aşkı 
bulurlar seni vururlar yaralanırsın… 

Ayrılığın vardiyası olmaz kampanası yok bu gidişlerin 
peronlar ayrılığa kurulu saatli bir bomba 
kendine kalsan bir kuru çay ıslak bir sigara edersin 
artık kimi sevsen sen şimdi yeniden kendine dönersin... 

Liceliydin sen tanrıların sofrasında demlenirdi kanın 
kervan sürgünüydün sen asurdan med dağlarına 
manastırlara kapatılan solgun bir yüzdün 
Tufan masallarında esmer bir güzdün 
Gökhan Gökhan diye altın takardı boynuna Mezopotamya 
ve künyesi kalırdı mehdi diye yıllarca sakladığın… 

Artık kimi sevsen sen hep yitik bir 
aşkı anlatırsın... 

Şimdi kime yüreğimi versem hep kayıp bir 
aşkı anlatırım 
zulamda salaş meyhanelerde çıldıran şairlerin kangren 
şiirleri 
göğsümde çarşıda vurulup düştüğüm bir yaranın ikindisi 
koyaklarda yaktığım ateşler yalazında söndüğüm mevsimler 
sesimde sensizliğe sürüldüğüm şehirlerin sessiz sahilleri 
şimdi hangi düşü yorsam ben hep ıssız bir 
aşk’a susarım… 

Özgür bir ülkeydi benim söylediğim şarkılar 
bu yüzden şehirler saklamazdı beni bulvarlar susardı 
hâlbuki herkes kadar tanıdık bir yüzdüm 
yalnızlığım en az yüzünüze yağan yağmurlarınız kadardı… 

Soluduğunuz yerlerden solarak geçtiğim de oldu 

göz pınarlarınızdaki kan izlerinizi sildim görmediniz 
ve her biriniz adımı pasaportlarımla karıştırırken 
gökyüzü 
mavidir diye seslenmiştim oysa dinlemediniz… 

Derken sen kadar senin boynuna uzandı düşlerim 
ağustos bir b
aşkaydı sözümün eşiğinde yürek izlerin 
dileğimi astığım ağaçların dalları arasından 
ah nasıl da yıldızlar kırpardı 
gözlerin… 

gözlerin…gözlerin… 

Göçerek göçtüğüm gömütlüğün 
gecesi 
destanları inkâr ettim türküleri yalanladım 
sesimi dağlara küs akislere yok saydım 
ve adımlarını göremediğim günden beri 
şimdi nereye gitsem ben hep kaçak bir 
aşkı anlatırım… 

Ve artık kimi sevsek biz 
hep bitmiş bir 
aşkı yaşarız 
kesilir künyemizin hesabı 
ol mahşeri divana kalırız…

 

Metafizik uzmanı Gökhan Hani.