İstanbulda,
Günler ünlemsiz akar karşılıksız aşkların iklimine
Kısırlaşıyor toprak ve yalnızlık
Anlamını yitiriyor sözcükler:Şiir ve gece!
Çiçekler üzgün açar mevsim başlarında...
Aşk yoksa...

Evlilerde sıkılır işlediği yasak aşk günahlarından
Kulağa anlamsız gelir bütün çığlıklar...

 

Bir adam,
Sevişmek için bir gece bekliyor durmadan
Göğüslerine dokunacak bir
Kadın arıyor sokaklarda.
İnatla akıtıyor kudurmuşluğunu
Ve her seferinde,
Adına "Aşk" deniliyor bu cinnetin

 

Aşk yoksa,
Çocuklar da günahla doğar sabaha karşı
Öfkeyle büyürler
Kuş yuvasını bozmayı öğrenirler altısında
Ölüm makinasına dönüşür parmakları
Erken büyürler
Ve
Erken kirlenirler

 

İnsanlık yeniden doğmuştu bir tufan sonrası
Yeminliydiler!
İşlik ve sevgiydi son vaatleri,
Bir zaman sonra çoğalmayı öğrendiler
Ve uzlaşarak yaşamayı...
(D)erken,
Bir aşkla işlendi ilk cinayet
Ve yeniden
Kan çanağına dönüştü tarih...

 

Çoğaldılar!
Her asrın sonunda kirlenerek çoğaldılar
kentler kuruldu karşı karşı
Her sokağında yüzbin isyan bastırılarak...
Aşklar rehin edildi,
Sevgiler kuşatıldı!
Ve
İntikam adı verildi doğan ilk çocuğa...
Devredilen aşk ise,
O çocuğun beyninde bırakılan
Siren sesiydi yalnızca...

 

 

Yeni buluşlarla
Renk cümbüşüne dönüştü evren
İnsanlık un-ufak edildi teknoloji değirmeninde,
Tabiat ananın bakireliğini bozdular güpegündüz...
Yorgundular üstelik,bunca yıl savaşmaktan...
Yurtlarına dönerken,
Şairleri de ispiyonladılar bir dörtlükte...

Yazarken,
Ben de kirleniyorum elbet!
Bir tarihe tanık olmak suçtur,
Biraz da küstahlıktır yaşıyorsam bu mirası
Bağışlayın!
Bir kadını yazarken yalancıyım!

 

Burada,
Aşklar pazarlıksız satılıyor meyhane köşelerinde
Karşılığı bulunamıyor hiçbir tutkunun
Yıldızlar adanmıyor hiçbir aşka.
Bir gürültü gibi kopuyor beynimde
Bütün yalnızlıklar...
Korkuyorum...Korkuyorum...Korkuyorum...
Hiç denemediğim bir yola sapıyorum,çünkü!
Aşka bulaşıyorum...
Bir Yaralı Yürek...
Öylesine bir aşk ki 
Sana beslediğim. 
Kendimi damlatırım,gonca gülüne 
Rengin olayım diye 
Kokunu dağ çiçeklerinden toplarım 
Seni çok seviyorlar diye 
Sevdaları yüreklerde kaldı,o çiçeklerin 
Şimdi sıra bende,bende sıra 
Ne var ki 
Benden,hayallerimi bile çalan 
Dizginsiz tutkular 
Kemirirken beni,dünyamı... 
Ve ben, 
İdam sehpasından arta kalan 
Güzelliklerle... 
Avuturken, 
Bir yaralı yüreği 
Ve bir ömrün en güzel günlerini, 
Anlarını 
Yaşamadan 
Sadece ve sadece 
Uğursuzlukların kıskacında düşlerken 
Seni. 
Dilimden iki sözcüklü bir cümle düşüyor: 
seni seviyorum 
Seni sevdiğim için de 
EMEKliyorum, 
Ekmeğimi kazanırken... 
Düşüyorum 
Ve yine düşlüyorum: 
Gözlerindeki ışık olmak istiyorum, 
Gözlerindeki ışığa ulaşmak için. 
Buğday teninde 
Ölene dek aşkı yaşamak 
Ve aşkı 
Sende tatmak için...
Çığlıklar büyütürken gecede beni
ben masal oldum da
zamanın puslu ve umarsız tarihine aktım
yıldızlar düştü gökyüzünden,
bir de gözlerin,
bir de gülüşün
parıltılar sakladım koynuma 
her gecenin sabahına ağladım,
her sabahın seherine bağırdım
yankısı olmadı sesimin hiç
sesim yalnızlık oldu
su gibi çoğaldım
ay düştü üzerime
üşüdüm
yüzünün aksi kaldı tenimde
çağlayan oldum
bir uçurumdan bıraktım kendimi,
avuçlarına düştüm
bir düş gördüm
yıldızlar düştü gökyüzünden
bir de gözlerin,
bir de gülüşün
biri sana...
biri bana...
Aşk dediğin,
gözlerine bakmaktı
saçlarını okşamaktı senin
Aşk dediğin,
ellerini tutmaktı
kulağına sevgi sözcükleri 
fısıldamaktı senin
Kısacası aşk dediğin,
seni sevmekti
Ya şimdi
Ayrıldığın yoldaki izlerine bakmak
Resimlerine gözyaşı dökmek
Seni düşünüp bir an bile uyumamak
Kısacası,
Aşk dediğin
Dilimden düşen birkaç kırık kelime
Hepsi bu...
Seninle eksik bir cümleyiz sevdiğim
Ne zaman bitecek bu serseri yazı
Ne zaman ünlemsiz aşklar yaşayacağız
Hangi mevsimin ayrılığı daha kolay olacak
Bil(miyorum)...