ASTRAL SEYEHAT VE PSİKOMETRİ

Mayıs 23, 2016 | Gökhan HANİ

ASTRAL SEYEHAT VE PSİKOMETRİ

Astral seyahat psişik yetenekler arasında en kapsamlı fenomenlerden biridir. Ayrıca kamuoyunda her zaman ilgi uyandırmış olan bir yetenektir. Ve Astral seyahat sanıldığından oldukça fazla yaşanmaktadır. Bir fikir olması açısından birkaç anket sonucunu verelim: Amerika’da Duke Üniversitesi’nde 155 öğrenciden % 27’si, Virginia Üniversitesi’nde 268 öğrenciden % 25’i, İngiltere’de Southhampton Üniversitesi’nde 115 öğrenciden %19’u, Oxford Üniversitesi’nde 380 öğrenciden %34’ü hayatlarında en az bir kez dahi olsa böyle bir deneyimi yaşadıklarını bildirmişlerdir.

Tabi bu araştırmalar yalnızca öğrenciler arasında yapılmamaktadır. Dr. Robert Crookall, Dr. Hornell Hart, Dr. Susan Blackmore ve Dr. John Palmer gibi birçok bilim adamının önderliğinde çeşitli meslek guruplarında ve halk arasında da sayısız araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar sonucunda yapılan bir sentez çalışmasında şunu rahatlıkla belirtebiliyoruz ki: Dünyada her beş insandan biri hayatlarında en az bir kez Astral seyahat deneyimi yaşamaktadır.


Parapsikoloji bilimi Astral seyahat olgusunu, ta en başından beri laboratuarlarda incelemektedir. En önemli kanıtsal deneyleri ise süjenin tavana yakın bir yerde asılı olan raf üzerindeki kağıtta ne yazılı olduğunu projeksiyon anında bilebilmesidir. Birçok psişik insan bu tür deneylerde genelde başarılı olmuştur. 
Astral Seyahat olgusuna geçmişte de sık olarak rastlayabiliyoruz. Bu olguyu Mısırlılar, Kuzey Amerika Kızılderilileri, Çinliler, Yunan filozofları, Orta Çağ simyacıları, Okyanusya Halkları, Hindular, Yahudiler ve Sufi Müslümanlar da biliyorlardı. Bu konunun üstatları ise Şamanlar ve Tibetliler olmuştur. Yine Amerikalı Antropologların yaptığı bir araştırmaya göre 488 dünya kültürünün % 80’inde BDD ile ilgili en azından bir geleneğe sahip olduğu bulgulanmıştır. 


Metapsişikte Astral Seyahat Astral bedeninin şuurlu ve kendiliğinden olarak dışarılaşması olarak tanımlanır. Şuurun fizik bedenden Astral bedene projekte edilerek Astral âleme yansımasıdır. Yine Astral seyahat kavramı değişik kültürler ve ekollerde değişik isimler altında anılmıştır. Örneğin Astral projeksiyon, Şuur projeksiyonu, Amerikalıların deyimiyle Beden Dışı Deneyimler, Klasik Spiritüalizmde Dedubluman gibi. Halk arasında en çok Astral Seyahat olarak bilinir, eski zamanlarda bu olaya Tayyi Mekân denirdi.


Astral projeksiyonu kendiliğinden oluşanlar ve şuurlu yapılanlar olarak ikiye ayırabiliriz. Kendiliğinden oluşanlar genellikle şoklarda, ani bir kaza sonucu travma tik acılarda, anestezi esnasında, uyku ve meditasyonlarda ortaya çıkabilmektedir. Bu konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlar genelde bu şekilde bu tür yeteneklerinin farkına varıyorlar. Bunun yanı sıra bazı uyuşturucu maddelerle ve ipnoz uygulamalarıyla da Astral projeksiyona ulaşılabildiği laboratuar deneyleriyle ispatlanmıştır.


İkinci yöntem ise kişilerin belli bir kitap vs. sayesinde veya bu yeteneğe sahip kişilerin anlatımından yola çıkarak teknikleri kendi kendilerine denemeleriyle gerçekleşebilmektedir. Bu kişiler ruh ve beden ilişkilerini doğru bir şekilde gevşetebildikleri takdirde Astral seyahati başarabilmektedir.


Tipik bir BDD olayında kişi zihninin veya daha doğru bir tabirle bilincin birden, bedeninden ayrılmış olduğu konusunda canlı bir his içinde olur. Genellikle kendisini bedeninin üzerinde havada yüzer durumda bulur. Ardından diğer mekânlara gidebileceğinin ya da uçabileceğinin farkına varır. Duvarların içinden geçebilir ve çok uzak mesafelere anında gidebilir.
Astral Beden

Astral seyahat esnasında bazı kişiler kendilerini fizik bedenlerinin kopyası olan fakat ondan çok daha süptil, akışkan, hafif bir bedene sahip olduklarını ifade ediyorlar. Kimi kişiler ise böyle bir bedenden ziyade kendilerini daha çok bir şuur kütlesi veya bir ışık topu olarak gördüklerini söylüyorlar.

 
Parapsikoloji ve özellikle Metapsişik çalışmalar sonucunda biliyoruz ki Ruh ve beden arasında perispiri dediğimiz bir ara vasıta bulunmaktadır. Perispirinin ana vazifesi ruhtan aldığı enerjiyi bedene aktarmakta bedenden aldığı etkileri de ruha ulaştırmaktadır. Perispirinin en önemli özelliği bedenden ruha doğru gittikçe süptilleşmesi ve kaba maddesel özelliklerinin daha incelmesidir.


Astral projeksiyon esnasında şuur bu ara vasıtanın bedene yakın olan kısımlarına doğru kaymaktadır. Bu esnada zihnimiz, bilincimizin gene bize ait bir yapımıza konsantre olmaktadır. Ve ruh-beden ilişkimiz gevşediğinden dolayı bu bedenimiz fiziki bedenden kurtulmakta daha özgür daha rahat hareket etmektedir. Bedenden kurtulduğu için fiziki bazı yasaları da rahatlıkla aşabilmektedir.


Okültistler yani gizli bilimciler bu bedene Astral beden ismini vermektedir. Spiritüalizmde ise duble tabiri kullanmaktadır. Ruslar yaptıkları deneylerden sonra insanda plazmik, akışkan bir bedenin varlığını onaylamışlar ve buna biyo-plazma ismini vermişlerdir. Sonuç olarak birçok kültürde de bilinen bu beden biraz önce bahsettiğimiz perispirinin belli titreşimdeki bir alanını ifade eder.


Fizikte tezahür eden her varlığın bir Astral bedeni mevcuttur. Hatta bitkilerin, hayvanların, dünyanın bile. İnsanın Astral bedeninin şekli fizik bedeninin bir kopyası gibidir. Ve Astral bedenimiz sürekli şekilde titreşim halindedir. Çok hızlı hareket edebilme kabiliyeti vardır. Düşünce hızıyla olmak istediği yerde olabilir. Ayrıca Astral beden kendi duyu organlarına da sahiptir.


Astral beden ile fizik beden arasındaki adaptasyon tam olmadığı zaman, bağlantı noktaları tam uyum sağlayamadığı zaman insanda rahatsızlıklar ve hastalıklar başlar. Özellikle psişik rahatsızlıkların çoğunda bu adaptasyon eksikliği vardır. Bu yüzden duygusal hayatımızın çok fazla çalkantılı olmaması gerekir.


Uyuduğumuz esnada ruh ve beden münasebetimiz gevşer. Bu gevşemek daha çok enerji bakımından bir gevşemedir, ilişki bakımından değil. Enerji Astrala bedende yoğunlaşır. 

İnsanda iki ruh mevcuttur ilki Ruh-u Revan ve Ruh-u Meft’tir.Astral çıkış,Astral seyahat yada Astral Prejeksiyonda aktif olan Ruh-u Revandır.Ruhu meft çıkış yapamaz.Çünkü insan bedeninde bulunan tüm organlara can veren enerji olup,merkezi kalptir.

Psikometrik Okuma Nasıl Yapılmaktadır?

Durugörür süje (veya psikometri), deney anında, ruhsal ölçümü yapılacak olan eşyayı gerek elleri arasına, gerek başının tepe kısmına ve gerekse alın veya mide boşluğu üzerine yerleştirir.
İnsandan çıkan yüksek frekanslı psikomanyetik tesirler eşyalar üzerinde iz bırakırlar. Psikometrik süje yani bu etkileri alabilecek hassasiyete sahip kişi, bu etkileri hissederek, onları vizyon ve fikirlere çevirebilir.


Eski eşyaların, daha doğrusu her eşyanın anlatacak bir öyküsü vardır ve onu zaten devamlı surette anlatır. Tıpkı bir teybin manyetik bandının söz ve müziği kaydedişi gibi, eşyalar da her şeyi kaydeder ve uygun koşullar sağlandığında bunlar tekrar "dinlenebilir".bu bilginin eşya sahibinin zihninden telepatik yolla alınmış olmasıdır. Bu açıklama bazı örnekler için geçerli olabilir, fakat bu açıklama sadece bir DDA türünün yerine bir başkasını koymuş olmaktan ibarettir; zaten birçok örnekte söz konusu bilgi, yaşamakta olan bir şahsın zihninde yer almamaktadır.


İnsanın daha soyut bir hissi vardır ki, ona 'heyecan' denir. İnsanlar bazen hissettiklerinin kökenindekini anlayamadıklarından, çevrelerindeki objelere ve insanlara heyecansal tepkilerde bulunurlar. Değişik şartlarda değişik şeyler hissederiz. Tanıdığımız insanlara karşı aldığımız tavırlar onlara karşı hissettiğimiz heyecansal tepkinin bir sonucudur. Fakat 'cansız' olarak kabul ettiğimiz objeler ne olacak? Örneğin, bir yüzük, ya da bir kol manşeti. Elimize aldığımız zaman sahibini bilmesek bile, bu gibi objelerden sevinç ya da üzüntü duymamıza sebep olan nedir?


Biliyoruz ki, bir kimse bir eşyayı eline aldığı zaman onun üzerine o şahsın parmak izleri çıkar. Bununla birlikte psikometrik fenomenin etüdüyle ilgili araştırmalar göstermiştir ki, elle dokunulan objeler üzerinde normal duyumlarımızla algılayamadığımız izlerde çıkmaktadır. Başka deyişle, insanlar ellerine aldıkları eşyalar üzerinde bildiğimiz fiziksel parmak izlerinden daha etkili izler de bırakmaktadırlar. Eğer bu ele alış ve etkileyiş daha da şuurlu olarak yapılmışsa, o takdirde söz konusu izlerin daha etkili bir şekilde eşyaya işlediği ortaya çıkarılmıştır. Evrende hiçbir şey yok olup gitmemektedir. Her şeyin devamlı olarak kaydedildiği bir nevi hafıza bulunmaktadır ki buna daha ziyade doğu mistisizminde “Akaşik Kayıtlar” denir ve her şeyin hafızası olarak kabul edilir.


Akaşik Kayıt: "Dünya Hafızası" anlamına gelir, zira bu akışkan, Dünyanın oluşumundan beri, yeryüzündeki bütün olayların yansımalarını kaydetmiştir. Durugörü yeteneği olan kimselerin bir kısmı, akaşaya özgü "dalga boyun”u yakalayabilirse, Akaşik kayıtları inceleme imkânı bulabilirler.


Ruhçuluğa göre Akaşik kayıt sistemini kısaca açıklayacak olursak Dünya'nın geçmiş-gelecek tüm macerası burada kayıtlıdır diyebiliriz. Bütün bilgiler orada bulunur. Burada, zaman ve uzay bakımından sınırsız durumda bulunan evrenle her şey bağlantı halindedir. İşte bu hafıza kayıt ve kalıpları psikometri kişi tarafından yakalanır. Böyle bir kimse, böyle bir vibrasyon el enerjiye duyarlı ve tepki gösterebilecek nitelikte bir şahıstır.


Psikometri sadece geçmişle değil, fakat gelecekle de ilgilidir. Araştırmalar göstermiştir ki, psikometri yeteneği geliştikçe, geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki sınırlar kalkar ve zamanla süje hepsini, uzay ve zamanın olmadığı bir planda görür ya da algılar hale gelir.


Burada obje sadece bir araçtır, bilgi zaten her yerde mevcuttur ve ona ulaşabilecek yetenekte olan hassas kişiler bunu okuyabilmektedir.
Çalışmalar bu konuda hassas kimsenin ille de obje ile direkt temasa geçmesinin zorunlu olmadığını göstermiştir. Örneğin, bir zarfın içinde bulunan mektup aracılığıyla (
zarf açılmadan) istenilen şahısla bağlantı kurulabilir. Bu metot başka eşyalar için de geçerlidir. Bu bakımdan eşyayı görmek şart değildir. Obje ile bir tür zihinsel bağlantı kurulabilmesi için, telepati ya da durugörü türünden bir konsantrasyon yeterli kabul edilmektedir. Psikometri kötüye kullanılmadığı takdirde; kayıp kişilerin bulunmasında, suçluların yakalanmasında, hatta birçok uygulanmış örneklerinde olduğu gibi arkeolojik çalışmalarda bile yardımcı olabilir.


Bütün bunların ötesinde ise bu gibi yetenekler insana aslını hatırlatmaktadır, yani insan beş duyu ile sınırlı bir varlık değil, ruhsal bir varlıktır ve evrende hiçbir şey yok olup gitmemektedir. Tüm yaşanılan örnekler bizi düşünmeye

zorlarken, düşünce kalıplarımızı da esnetmekte ve ruhsal olan yönümüzü bize hatırlatmaktadırlar. Tabii ki bu gibi yetenekler insanlığın hizmetinde kullanıldıkları sürece yararlıdır, aksi takdirde maddi çıkarlar gözetilerek yapılan her türlü çalışma insanlığa yarar sağlamaktan ve güven vermekten uzaktır.